ENDOKRİN VE MEME CERRAHİSİ 
ENDOKRİN CERRAHİSİ

Endokrin bezler salgıladıkları hormonlar sayesinde organların ne yapması gerektiğini düzenleyerek vücudu dengede tutan karmaşık yapılardır. Vücutta çeşitli bölgelerde bulunurlar. Metabolik süreçler, solunum ve dolaşım sistemi, büyüme, cinsel gelişim ve hamilelik-üreme gibi tüm önemli süreçler endokrin sistemin kontrolü altındadır. Dolayısıyla endokrinolojik hastalıklar günlük yaşantının bir çok alanını etkileyebilen sağlık sorunları ile ortaya çıkar. Endokrin cerrahisi ise tüm endokrinolojik hastalıkların cerrahi tedavisi ile ilgilenen uzmanlık alanıdır.  Ancak bu hastalıkların doğru tanı ve tam tedavisi endokrinoloji, radyoloji, pataloji, nükleer tıp, onkoloji ve endokrin cerrahisi uzmanlarının ortak multidisipliner bir anlayışla yaklaşımına bağlıdır.

 

Özellikle tiroid, paratiroid, böbreküstü bezleri endokrin cerrahisinin ilgi alanına giren önemli endokrin bezleridir.

 

TİROİD BEZİ

Tiroid bezi nefes borusunun (trakea) üzerinde uzanan kelebek tarzında ufak bir bezdir. Vücudun metabolik dengesinde çok önemli görevleri olan tiroid hormonlarını (T3-T4-Tiroksin) salgılarlar.

Tiroksin fazlalığı (hipertiroidi) aşırı metabolik aktivite (çarpıntı, terleme, ellerde titreme, kilo kaybı, saç dökülmesi, sinirlilik, kemik erimesi vs) ile kendini gösterebilir. Eksikliğinde ise  (hipotiroidi) azalmış metabolik aktivite (yorgunluk, kilo alınması, cilt değişiklikleri vs) ile ilgili bulgular ortaya çıkar.  

Tiroid bezi hastalıkları içinde en sık tiroid nodülleri görülür. Guatr, tiroid inflamasyonu ve tiroid kanseri diğer sık görülen tirod patolojileridir.

 

Tiroid nodülleri

Tiroid nodülleri, tiroid bezi içerisinde ortaya çıkan içi sıvı dolu veya katı içerikli değişik boyutlardaki (bir mercimek tanesinden ceviz büyüklüğüne kadar) kitlelerdir. Toplumda özellikle kadınlarda, sık görülür ve yaşla birlikte sıklığı artar. Bu nodüllerin büyük kısmı zararsız ve iyi huyludur. İki santimetreden küçük olan nodüller genelde bulgu vermezler.  Bazı durumlarda muayene sırasında hekim tarafından fark edilir veya  istenen ultrasonografi görüntü sırasında tespit edilebilir. Nadiren büyük boyutlara ulaşması halinde bası yaparak ses kısıklığı, yutma ve solunum zorluğuna neden olabilir.

Tiroid nodüllerinden bir kısmı “soğuk”tur yani herhangi bir hormon salgılamaz. Diğer bir kısmı ise “sıcak”tır : Hormon salgılar. Bu kontrolsüz hormon salgılanması kendini yukarıda belirtileri tanımlanmış hipertiroidi tablosu ile gösterebilir.

Bu nodüller % 5-10 oranında kanser riski taşırlar.  Dolayısı ile genelde zararsız olsalar bile tiroid nodüllerinin düzenli medikal takibinin yapılması önemlidir. Özellikle soğuk nodüllerin kanserleşme riskleri daha fazla olduğu için daha yakın takip ve ileri tetkiklerle kontrolü gerekmektedir.

 

Guatr

Tiroid bezinin hacim olarak büyümesi guatr olarak isimlendirilir. Guatr ile birlikte nodül olması durumunda nodüler guatr, birden fazla nodül olması durumunda ise multi nodüler guatr olarak tanımlanabilir. Klinikte guatra neden olabilen pek çok hastalık bulunmaktadır.

 

Tiroidin inflamatuar hastalıkları

Basedow Graves hastalığı otoimmün (vücudun kendi dokularını karşı reaksiyon verdiği) bir hastalıktır. Bu hastalıkta normal dışı salgılanan antikorlar tiroid hormonlarının aşırı salgılanmasında neden olur. Kan tiroid hormon seviyeleri yüksektir.

Hashimoto Tiroiditi ise tiroid hormon düzeylerinin azaldığı diğer bir otoimmun hastalıktır. Bu hastalıklar vücutta diğer otoimmün hastalıklarla birliktelik gösterebilirler.

 

Tiroid bezinin kanserleri

Tiroid hücrelerinin kanser hücrelerine dönüşmesi ile oluşan kanserlerdir.  Kadınlarda daha fazla olmak üzere toplumda sık görülen kanserler arasında yer almaktadır. Son yıllarda riskli grupların (radyasyona maruz kalma, iyod eksiklikleri vs) takiplerinin ve kontrollerinin yaygınlaşarak artması nedeniyle daha erken tanı almakta ve dolayısıyla daha az öldürücü sonuçlara neden olmaktadır. Tiroid kanseri, doğru tanı ve tedavi uygulandığında, tedavi başarısı yüksek bir hastalıktır. Genelde tiroidde kitle ve metabolik bulgular ile ortaya çıkarlar.

 

Birkaç tiroid kanseri türü vardır. En sık ve tedavi başarı şansı en yüksek olan tür farklılaşmamış tiroid kanserleridir (iki alt türü: papillar tiroid kanseri % 80 ve foliküler tiroid kanseri %10). Yaşlılarda daha sık görülen ve daha agresif olan tür anaplastik kanserlerdir. Medüller kanserler ise çok nadirdir, çoğu zaman agresif seyretmezler.

 

Tiroid Hastalıklarında Tanı

Tiroid bezi hastalıklarının tanısı boyun muayenesi, ultrasonografi, tiroid hormonu ve diğer tiroid ile ilişkili kan tetkiklerindeki değişikliklerin tespiti ile konulmaktadır.

Bazı durumlarda  tiroid sintigrafisi ile nodüllerinin sıcak nodül olduğunu tespit etmek gerekir. Özellikle soğuk nodüllerin değerlendirilmesi için ince bir iğne ile yapılan aspirasyon biyopsisi gerekir. Yani alınan hücreler mikroskop altında incelenerek kanser şüphesinin ortadan kaldırılması gerekir.  İnce iğne aspirasyon biyopsisi sonucuna göre kanser veya kanser kuşkusu oluşturan tüm nodüllerin ameliyat edilmesi gerekmektedir. Biyopsi sonucu temiz çıksa bile nodülün belli aralıklarla takibi önerilmektedir. Çünkü düşük bir ihtimal de olsa patolojik sonuçlar bazen yanıltıcı olabilir. Nodülde %20 büyüme olduysa iğne biyopsisi tekrarlanarak ameliyat düşünülebilmektedir.

 

Tiroid Hastalıklarında Tedavi Prensipleri

Tiroid hastalıklarının bir kısmında sadece klinik takip yani belli aralıklarla doktor kontrolü yeterlidir.  Ancak  hipertiroidizm tablosu her zaman tedavi gerektirir. Tedavide öncelikle medikal tedavi (anti-tiroid ilaçlar) kullanılarak tablonun düzeltilmesine çalışılır. Düzelme olmazsa radyoaktif iyot, cerrahi olarak tiroid bezinin çıkarılması gibi daha agresif yöntemlere geçilir. Ancak bazı riskli vakalarda (örneğin graves hastalığında, kanser şüphesinde veya varlığında, klinik sorunlara neden olan büyük nodüllerde vs) erken dönemde medikal tedavi aşamasından önce cerrahi müdahale tercih edilir.

Cerrahi olarak, hastalığın durumuna göre tiroid bezinin bir kısmı çıkarılabilir (tek taraflı lobektomi, tek taraflı tiroidektomi), tamamı çıkarılabilir (total tiroidektomi) veya tiroid bezi ile birlikte lenf bezleri de çıkarılabilir. Cerrahi öncesi medikal tedavi ile bazı hastalarda vücut tiroid dengesinin olabildiğince sağlanması gerekebilir.

Tek sıcak nodül varsa ‘radyoaktif iyot’ tedavi seçenekleri arasında olabilir ancak sıcak nodül 2 cm veya daha büyük bir ölçüdeyse veya çok sayıda sıcak nodül varsa o zaman cerrahi tedavi gerekebilir. Bazı durumlarda (Kanserin lenf bezlerine yayılması, kanserin tiroidi çevreleyen kapsüle gelmesi ve kanser çapının 10’mm den büyük olması) ameliyattan 6 hafta sonra tamamlayıcı radyoaktif iyot tedavisi uygulanabilir. Radyoaktif iyot tedavisi kanser nüksünü ve uzak metastazlarının önlenmesinde etkilidir. Radyoaktif iyot tedavisinin prensibi vücuda alınan radyoaktif iyot maddesinin tiroid bezi tarafından emilmesi ve maddenin tiroid bezini tahrip etmesine dayanır.

Papiller ve foliküler kanserlerin tedavi başarısı erken tanıda %80’i aşmaktadır. Tekrarlar nadirdir ve cerrahi ve radyoaktif iyotu birleştirerek tedaviye iyi yanıt verir.

Uygun hastaların cerrahi prosedürlerinde minimal invaziv teknikler kullanılmaktadır. Bunun anlamı en küçük kesi, en az komplikasyon, çabuk iyileşme ve en az cerrahi yara izidir. Ayrıca cerrahi sırasında nöronavigasyon ile yakın komşulukta bulunan önemli yapıların hasarlanması da önlenmelidir.

Tiroidin az çalıştığı durumlarda ise (hipotirodi) medikal tedavi (hormonların yerine konması, replasman tedavisi) tek tedavi seçeneği olabilir. Replasman tedavisi aynı zamanda total tiroidektomi yapılmış ve hormon üretecek dokusu kalmamış hastalarda da zorunludur.

 

PARATİROİD BEZ

Paratiroid bezi nedir?

Paratiroid bezler, boynun her iki yanında tiroid bezi çevresinde bulunan 4 adet küçük bezdir. Vücuttaki kemik sağlığı için hayati öneme sahip kalsiyum ve fosforun kemik ve kandaki dengesini sağlayan paratiroid hormonunu (parathormon,PTH) salgılar.

PTH salgılanması sırasında yaşanan sorunlar kan kalsiyum ve fosfor seviyelerinde dalgalanmalara neden olarak osteoporoz (kemik erimesi), böbrek taşları, böbrek hasarı, ve kafa karışıklığı, hafıza değişiklikleri, kaslarda ağrı,kramp, değişen kalp ritmi ve çok fazla idrar verme ihtiyacı gibi spesifik olmayan birçok semptoma neden olabilir.

 

Paratiroid bezi hastalıkları nelerdir?

Paratiroid bezin bir veya birkaçında veya tamamında aşırı büyüme ve kontrolsüz hormon salgılama durumu hiperparatiroidi olarak isimlendirilir. Diğer bir deyişle bezin hiperaktivitesi söz konusudur. Eğer bezlerden bir tanesi etkilendiyse  paratiroid adenomu (%90), bezlerin tümü etkilendiyse paratiroid hiperplazisi (%10) adı verilir. Yüksek PTH seviyesine nedeniyle  kan kalsiyum düzeyinde büyük dengesizlikler ortaya çıkar ve yukarıda sayılan pek çok sağlık sorununa neden olabilir. Adenomlar genelde küçük ve iyi huylu olma eğilimindedir.  Kanserleri nadir olarak görülse de paratiroid adenomunun klinik ve laboratuvar yakın takipleri çok önemlidir.

 

Paratiroid bezi hastalıklarında tanı nasıl konulmaktadır?

Hiperparatiroidi kendini kan kalsiyum düzeyinde yükselme ile gösterir. Bu durum farklı bir neden ile yapılan kan tetkiklerinde rastlantısal olarak tespit edilebileceği gibi, osteoporoz (kemik erimesi), böbrek taşı, böbrek ağrısı gibi hastalıkların araştırılması sırasında da ortaya konabilir. Ayrıca kan PTH seviyeleri de ikinci basamak tanısal tetkikler içinde yer almaktadır.

Paratiroid adenomları bazen ultrasonografi ile saptanabilir. Anormal yerleşimli paratiroid adenomlarının tespitinde sintigrafi gibi özel tanı yöntemleri de kullanılmaktadır.

 

Paratiroid bezi hastalıklarının cerrahi tedavilerinde kullanılan güncel yöntemler nelerdir?

Bir bezde büyüme ve aşırı çalışma tespit edildiği vakalarda bu bez cerrahi olarak çıkarılır. Bu işlemin adı paratiroidektomi olarak isimlendirilir. Medikal tedaviler genelde geçici iyileşmeler sunar, cerrahi işlem kalsiyum seviyesini kalıcı olarak normale döndürmek için gereklidir.  Eğer tüm bezler sorunluysa, yani hiperplazi varsa, geriye bir bezin bir miktarı (genelde yarısı) bırakılarak tüm bezlerin çıkarılmasının sağlandığı subtotal paratiroidektomi ameliyatı yapılır. Geride kalan paratiroid dokusunun vücut dengesi için yeterli olacağı düşünülür.

Cerrahi işlem, tecrübeli bir ekip tarafından yapıldığında genelde 2-3 cm’lik bir kesi ile ve herhangi bir komplikasyon olmadan tamamlanır.

Hipoparatiroidizm (PTH hormon seviyelerinde yetersizlik) ise paratiroid bezlerinin  çalışmadığı durumlarda gelişir. Bu durumun neredeyse tamamı tiroid ameliyatlarının bir komplikasyonudur. Azalmış PTH seviyelerine bağlı olarak düşük kalsiyum seviyelerine bağlı semptomlar (kas krampları, dudaklarda, parmaklarda ve ayaklarda karıncalanma vb.) ortaya çıkabilir. Tedavisi yapay hormon ilaçlarının kullanımıdır.

Paratiroid karsinomları nadirdir ve tedavi yaklaşımları paratiroid adenom tedavilerine benzerlik gösterir. 

 

ADRENAL BEZ

Adrenal bez nedir?

Böbreküstü bezi de denen adrenal bezler her iki böbreğin üzerinde bulunan ve vücudumuz için son derece önemli birçok hormonu salgılayan iki adet salgı bezidir.

Adrenal bez farklı iki tabakadan oluşur. Korteks tabakası (glukoz, yağ metabolizması, kan basıncı, cinsiyet gelişimi gibi süreçlerde etkili üç tür hormon salgılanır: kortizol, aldosteron ve androjenler) ve medüller tabaka (stres hormonları olarak da bilinen iki hormon üretilir: adrenalin ve noradrenalin).

Bu hormonların salgılanmasında yaşanan sorunlar, hormonların düzenledikleri sistemlere ait aksaklıklar olarak karşımıza çıkar.

 

Adrenal bez hastalıkları nelerdir?

Genelde iki farklı hastalık grubundan bahsedilebilir: bezlerin az çalıştığı / az hormon ürettiği / hiposekretuar hastalıklar ve bezlerin fazla çalıştığı / fazla hormon ürettiği / hipersekretuar hastalıklar. İlk grup hastalıklar ilaç takviyesi ile düzeltilmeye çalışılırken, cerrahi tedavi seçenekleri genelde ikinci grup hastalıkların tedavisinde medikal tedavilere ek olarak kullanılır.

Bu hastalıklardan arasında, Feokromositoma (medullar tabakadan kökne alan, çarpıntı, hipertansiyon ve yüzde kızarma atakları ile belirti veren kitlelerin neden olduğu tümöral hastalık),  Conn Sendromu (kanda potasyumun düşmesi, hipertansiyon, halsizlik ve güçsüzlük gibi bulgularla ortaya çıkan hastalık) ve Cushing sendromu (aşırı kortizon salgılanması ve yüksek kortizonun neden olduğu tabloyla karakterize hastalık. Şişmiş yüz, cilt bulguları, kilo alımı, kas kütlesi kaybı, kıllanmada artış, osteoporoz vs ile kendini gösterir..) sayılabilir.

 

Adrenal bez hastalıklarında tanı nasıl konulmaktadır?

Adrenal beze ait ilgili hormonların kan seviyelerinin ölçülmesi ve böbrek üstü bez kitlelerinin ultrason, tomografi, MR ve sintigrafi gibi görüntüleme yöntemleri ile yerlerinin saptanması ile tanı almaktadır. 

 

Adrenal bez hastalıklarının cerrahi tedavilerinde kullanılan güncel yöntemler nelerdir?

Günümüzde adrenal beze yönelik cerrahi işlemlerin büyük çoğunluğu minimal invaziv - laparoskopik cerrahi yolu ile  yani kapalı yöntemle gerçekleştirilmektedir. Bu yöntemle hastalıklı bez çıkarılarak hastanın kısa sürede sağlığına kavuşması sağlanabilmektedir. Ancak surrenal hastalıkların multidisipliner bir yaklaşım ile mutlaka birçok uzmanlık alanının ortak takip etmesi gereken hastalıklar olduğu unutulmamalıdır.

 

MEME CERRAHİSİ

Meme cerrahisi, memenin yapısını değiştiren cerrahi prosedürlerin tümüne verilen genel isimdir. Kadınlar kadar sık olmasa da erkeklerde de yapılabilen bu ameliyatlar bazen kozmetik-psikolojik kaygılar ile tercih edilir (meme büyütme operasyonları, meme küçültme operasyonları vs). Ancak genelde altta yatan önemli bir tıbbi sorunun düzeltilmesi amacı ile yapılmaktadır.

 

Bu tip tıbbi endikasyonu olan cerrahi işlemlerin en sık yapılanı ve en önemlisi meme kanser cerrahisidir. 

 

Kanser cerrahisi dışında meme cerrahisi gerektirebilecek diğer sık medikal sorunlar şu başlıklar altında incelenebilir:

 

  • Memenin iyi huylu tümörleri
  • Meme kistleri
  • Memenin iltihaplı hastalıkları (mastit)

 

MEME KANSERİ CERRAHİSİ 

Meme kanseri özellikle kadınlarda en sık görülen, erken tanı ve doğru tedavi ile yüz güldürücü sonuçlar alınabilen kanserlerin başında gelir. Meme kanserinde, hastalığın evresine ve hastanın genel durumuna göre radyoterapi, kemoterapi, hormonal tedavi ve cerrahi tedaviler ayrı ayrı veya birbirleri ile kombine edilerek kullanılabilmektedir. Genelde ilk planda cerrahi seçenekler tercih edilir. Kanserin etkilediği dokunun / alanların çeşitli cerrahi yöntemler ile uzaklaştırılması / temizlenmesi sonrası diğer tedavi yöntemlerinden biri veya birkaçı tamamlayıcı olarak eklenir. 

 

Uygulanacak cerrahi yöntemin belirlenmesinde tümörün büyüklüğü, konumu, yayılma derecesi ve daha önce uygulanmış tedaviler gibi önemli kriterler göz önünde bulundurulur. Bu karar aşaması tüm tedavi sürecinin başarısı ve üst düzey hasta konforu için çok önemli bir aşamadır.

 

Emsey Meme Cerrahisi Ünitesi’nde her hastanın genel durumunu multidisipliner bir yaklaşımla ayrı ayrı değerlendirip, hastanın da tercihlerini göz önünde bulundurarak, en uygun cerrahi yöntemi belirlenir.

Meme kanser cerrahisinde hedeflenen amaç tümör kitlesinin etraf sağlam dokuya en az vererek çıkarılmasıdır. Bu hedefe bazı hastalarda sadece tümör dokusunun çıkarılması ile ulaşılabilir. Ancak bu durum her zaman mümkün olmayabilir. Bazı hastalarda tümör dokusu ile birlikte sağlam meme dokusunun bir kısmı veya tamamının da çıkarılması gerekebilir. İleri vakalarda ise meme cerrahisine koltuk altı lenf bezlerinin de çıkarılması eklenmek zorunda kalınır.

Bazen cerrahi işlemin daha rahat yapılabilmesi ve tümörün çıkarılabilmesi için ameliyat öncesinde tümör boyutunun küçültülmesi için kemoterapi veya hormon tedavileri yapılır. Bu işlem genel olarak Neoadjuvant tedavi olarak isimlendirilmektedir. 

Tümör cerrahisi sonrası oluşan meme hasarının düzeltilmesi için bazı hastalarda meme rekonstrüksiyon cerrahisi olarak sınıflandırılan bir dizi meme düzeltici ameliyatlar yapılmaktadır.

Bazı hastalarda nüks (tekrar) cerrahisi gerekebilir. Bu yöntem kısaca, daha önce cerrahi olarak çıkarılmış tümörün aynı bölgede tekrar etmesi nedeniyle yapılan ve genelde bir öncekinden daha agresif bir yöntemin tercih edildiği cerrahi prosedürdür.

 

Meme Kanserinde Uygulanan Temel Cerrahi Yöntemler:

Meme kanser cerrahisinde çeşitli cerrahi yöntemler tanımlanmışsa da temel olarak yöntemler iki ana başlık altında toplanabilirler. İlki meme dokusunun korunmaya çalışıldığı konservatif meme ameliyatları, ikincisi ise memenin tamamının alındığı mastektomiler.

 

Konservatif (koruyucu) Meme Ameliyatları

Konservatif (koruyucu) meme cerrahisi normal meme dokusunun mümkün olduğu en üst düzeyde korunmasını hedefleyen cerrahi türüdür. Sınırları belli, fazla ilerlememiş, erken tanı konmuş tümörler için uygun bir yöntemdir.

Tümörektomi /lumpektomi /segmentektomi olarak da isimlendirilen bu prosedürlerde sadece tümör dokusu veya tümörün bulunduğu sınırlı alan hedeflenir. Ancak işlem sonrası geride hiçbir tümör dokusunun bırakılmadığından emin olunmalıdır. Bu nedenle emniyet payı olarak tümör, etrafından bir miktar sağlam doku ile birlikte çıkarılır. Ameliyat esnasında veya sonrasında mikroskop altında yapılan patolojik çalışma ile cerrahi sınırın tümör dokusundan temizlendiğinin gösterilmesi gereklidir. Cerrahi sınır temiz değilse cerrahi tekrar edilir ve daha fazla doku çıkarılır.

Bu yöntem ile yapılan ameliyatlar sonrası memenin yapısı tam anlamı ile normal olmasa da doğal görünümü maksimum düzeyde devam ettirir. Bu prosedür genelde radyoterapi ile devam eder. Genel anestezi veya lokal anestezi altında küçük bir kesi aracılığı ile işlem gerçekleştirilir. Tümör nüksünün önlenmesi ve erken dönemde fark edilmesi için ameliyat sonrası düzenli tıbbi kontroller çok önemlidir.

 

Konservatif /Koruyucu Olmayan Meme Cerrahisi : Mastektomi

Tüm meme dokusunun çıkarıldığı ameliyatlar mastektomi olarak isimlendirilir. Tümör dokusunun büyük olduğu veya birden fazla tümörün olduğu durumlarda uygulanan yöntemdir. Ayrıca yukarıda bahsedilen konservatif tedavilerde temiz olması gereken cerrahi sınır dokusunda tümör hücrelerinin kalması veya radyoterapi sonrası meme tümörünün tekrar gelişmesi durumunda da mastektomi uygulanmalıdır.

Hekimin hastasının genel medikal durumunu değerlendirip seçebileceği birkaç mastektomi türünden bahsedilebilir: 

 

Total mastektomi

Lenf düğümleri, sinirler ve göğsün kasların yerinde bırakıldığı, geri kalan tüm meme dokusunun alttaki kasa ait zar (pektoral fasya) ile birlikte  çıkarıldığı cerrahi metottur. Meme başı da çıkarılabilir. Hastanın medikal durumu imkan sağlıyorsa memeyi kaplayan cilt korunmaya çalışılır. Bu prosedür "subkutan mastektomi" olarak isimlendirilir, daha az yara izine neden olur ve meme rekonstruksiyonu için daha yüz güldürücü sonuçlara olanak sağlar.

 

Modifiye radikal mastektomi

Modifiye radikal mastektomi, meme kanserinin koltuk altında bulunan lenf düğümlerine yayıldığı durumlarda ve inflamatuar meme kanserlerinde uygulanan bir cerrahi yöntemdir.

Modifiye radikal mastektomide tüm meme, meme ucu, koltuk altındaki lenf düğümlerinin tamamı veya tama yakını ve göğüs kaslarını kaplayan doku (pektoral fasya) çıkarılır. Göğüs kasları genellikle yerinde bırakılır. Radikal mastektomi ise günümüzde çok nadiren uygulanan modifiye radikal mastektomi ile karşılaştırıldığında daha agresif bir cerrahi yöntemdir. Daha fazla kas, lenf nodu ve doku uzaklaştırma esasına dayanır.

Mastektomi prosedürleri genel anestezi altında yapılır. Ameliyat sonrası ameliyat bölgelerine bir müddet kalacak plastik tüpler / drenler yerleştirilir. Bu drenler biriken sıvının boşaltılmasında etkilidir ve hekimin ameliyat bölgesini takibini kolaylaştırır. Kısa süreli takip sonrası taburculuk gerçekleştirilir, drenler evde belli bir süre takip sonrası yerlerinden çekilir ve dren delikleri dikişler ile kapatılır. Cerrahi sonrası ağır kaldırma aktiviteleri, egzersizler, yüzme, araç kullanma gibi faaliyetler için hekim izni alınmalıdır. Konservatif cerrahiler sonrası yaklaşık iki hafta, mastektomiden ise yaklaşık dört ila altı hafta sonra işe dönüş izni verilebilir.

Meme koruyucu cerrahilerde olduğu gibi mastektomi cerrahilerinden sonra da genel cerrahi ve onkoloji kontrollerinin düzenli bir şekilde devam ettirilmesi çok önemlidir.

Mastektomi ameliyatları sonrası kol ve omuzda ağrı, uyuşukluk, hareket ettirmede zorluk gibi bazı komplikasyonlar görülebilir.

 

Lenfödem yani lenf dolaşımındaki bozulmaya bağlı kolda meydana gelen şişlik de cerrahi sonrası hastaların karşılaşabilecekleri önemli komplikasyonlar arasında sayılabilir. Lenfödem tedavisi diğer komplikasyonlar ile karşılaştırıldığında daha uzun bir rehabilitasyon programına ihtiyaç duyar ve bazı vakalarda ne yazık ki kalıcı olabilir.

Mastektomi ameliyatlarından sonra, kaybedilen meme dokusu nedeniyle, bazı hastalar beden imajında bozulma, depresyon gibi ciddiye alınması gereken önemli psikolojik sağlık sorunları yaşayabilirler. Onkoplastik meme cerrahisi (meme kanseri estetiği) meme kaybına bağlı bu tip psikolojik sorunların önlemesinde son yıllarda başarılı sonuçlar veren cerrahi prosedürlerdir. Bu cerrahi teknikler uygun hastalarda, hem en az hasarı verecek cerrahi prosedürü seçmeyi hem de olası kayıp sonrası dokunun rekonstrüksiyonunu içermektedir.

Meme rekonstrüksiyon ameliyatlarında öncelikle meme hacmi yeniden oluşturulur daha sonraki aşamada ise iki göğüs uyumlu hale getirilir ve meme başı bölgesi düzenlenir. Bu eski haline döndürme işlemi, tümör cerrahisi ile birlikte aynı seansta yapılabileceği gibi (primer rekonstrüksiyon) ilk ameliyattan belli bir süre sonra da uygulanabilir (sekonder rekonstrüksiyon). Meme rekonstrüksiyon olasılıklarının (implant, lipomodelling, otolog rekonstrüksiyon, flep vs) hastadan hastaya farklılık göstereceği ve hekimin, hastanın da tercihlerini göz önünde bulundurarak, en doğru kararı vereceği unutulmamalıdır. Primer ameliyatın türü, memeden çıkarılan doku miktarı, kalan sağlam doku miktarı, ciltte sorunlara neden olabilecek radyoterapi gibi ek tedavilerin varlığı, genel sağlık sorunları rekonstrüksiyon cerrahisinde karar verirken kullanılan değişkenler arasında sayılabilir. 

 

Lenf düğümü / lenf noduna yönelik operasyonlar

Memenin habis tümörleri,  erken evrelerde tanı konamazsa, vücudun çeşitli bölgelerine / çeşitli organlarına ilerleyebilir (metastaz). Meme kanserinde genelde ilk etkilenen doku etraftaki lenf düğümleridir.  Bu nedenle kanserin evresini belirlemek için tedavinin planlanması aşamasında hekim lenf nodlarına yönelik işlemler yapabilir:

 

Sentinel lenf nodu biyopsisi- cerrahisi

Sentinel lenf nodu, tümör bölgesinden ayrılan lenf sıvısının geldiği ilk lenf düğümüdür dolayısıyla kanser hücrelerinin vücuda yayılımlarının ilk durağı olacaktır. Dolayısı sentinel lenf nodunda tümör hücrelerinin görülmemesi, tümörün daha ileri gitmediğinin, başlangıç aşamasında olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilir. Bunun için sentinel lenf nodlarından parça alınarak (biyopsi) mikroskop altında patolojik inceleme yapılır. Elde edilen sonuç tedavi seçeneklerini ve hastalığın sürecini etkileyecektir. Tümör ne kadar çok ilerlediyse o kadar agresif cerrahi metot tercih edilir ve nüks riski o kadar yüksek olur.

 

Aksiller lenf nodu cerrahisi

Meme kanser hücreleri sentinel lenf nodlarını aştıklarında bir sonraki durakları aksiller / koltuk altı lenf nodlarıdır.  Aksiller lenf nodlarının tutulması cerrahiye ek olarak kullanılacak ek tedavilerin içeriklerini de değiştirecektir. Bu durumda mastektomi cerrahisi ile birlikte koltuk altı bölgesinin temizlenmesi gerekir.

 

 

 

 

 

>



Facebook icon Twitter icon Linkedin icon Whatsapp icon
tarik_nursaldamali.png Prof. Dr. Tarık Zafer NURSAL Endokrin ve Meme Cerrahisi Hekimi Tanıyın
ilker_arerdamali.png Doç. Dr. İlker Murat ARER Endokrin ve Meme Cerrahisi Hekimi Tanıyın
Yukarı